Başlamadan söylemem gerek, bu yazı yazmaya beni Sema Maraşlı’nın şu yazısı itti.

“Yeni Aile Kanunu” başlıklı bu yazının baştan başa ne kadar da can yakıcı, talihsiz, her anlamda utanç verici bir yazı olduğunu söylemek istemiyorum. Her gün eşleri, erkek kardeşleri, babaları tarafından öldürülen onlarca kadının da vebali hepimizin üstünde muhakkak, ama “şu utanç verici yazıyı yazanın biraz daha üstünde yahu” demekten fazlasını yapmayı başaramıyorum o yüzden.

Ama bu trajikomik yazı sadece kadına yönelik şiddet ve ölümlere olan bakış açısıyla beynimi kemirmedi. Aynı zamanda içerisinde barındırdığı o garip fantezi dünyasıyla da beni kulaklarımdan çıkan alevlerle yalnız bıraktı. Yazıdan birebir alıntı yapıyorum, dayanamıyorum:

4-Haftada bir kaç gün karı-koca yatak etkinliği yapmayı ihmal etmemeli. Geceleri başı ağrıyan kadınlar için ağrı kesici, erkenden uykusu gelen kocalar için dinçlik verici ilaçlar sağlık ocaklarından bedava dağıtılacaktır.
5-Kadınlara haftanın en az dört günü kocalarının yanında elbise ya da etek giyme ve süslenme zorunluluğu vardır. Erkeklerin de eski pijamalarla, rengi atmış eşofmanlarla eşinin yanında durması yasaktır. İki tarafta diş temizliği gibi kişisel bakımlarını ihmal edemezler. Maddi imkanı olmayanlara devletimiz destek verecektir.

Daha çok yakın zamanda Nebiye’nin Reçel’de yayınlanan şiirine gelen tepkiler o yanan kulaklarımda çınladı sonra. Bu kadın göz göre göre kadına yönelik şiddete, ölümlere çözüm olarak bu Zaytung habervari üslupla “yatak etkinliği” önerebiliyor, bunu da gazete Vahdet isimli bir yerde yayınlayabiliyorken, Nebiye’nin sadece içerisinde rahim, döl kelimeleri geçtiği için ve hatta Reçel’de yayınlandığı için bunca tepki çeken yazısının aldığı reddin haddi hesabı yok.

Demek ki neymiş dostlar, mesele metnin içinde cinsellik geçmesi falan değilmiş. Mesele bir kadının cinsellikten bahsedip bahsedememesi hiç değilmiş. Erkeklerin erkekliğini pohpohlamadığımız, haddimizin bildirilmesini kabul etmediğimiz, istendiğinde yatakta, istendiğinde mutfakta olmadığımız sürece yazdıklarımızın bir önemi olamıyormuş.

Cinsellik kelimesinin kendisini bile kullanırken çekinip sıkılan biz “nefsi için özgürlükten başkasını istemeyen kadınlar” (Allah’ım bunu da ikinci yazısında yazdı! Bitmeyecek bu çile!) olurken, kadınların başının ağrımasından, erkeklere dinçleştirici haplardan bahseden Sema hanım el üstünde tutulsun.

Yok, ya benim aklımda bir noksanlık var, ya da bu işte bir terslik var. Bizi zaten el üstünde tutmasın bunlar yahu, ihtiyacımız olsaydı bir köşe de biz bulmuş olurduk oralarda…

Rabbim yardımcımız olsun.