Evlilik; birlikte yaşamak değil birlikte bir yaşam demektir!

Değişiyoruz. Ve bu değişime karşı koymak neredeyse imkansız! Evriliyoruz. Yeni bir çağın gereklerine göre evrimleşiyoruz. Sonuç ise yepyeni bir insan ve yaşam kavramı… Söz konusu insan ve yaşam olduğunda ise değişimin bir parçası olarak karşımıza ilişkiler ve ilişkilere dair yeni korkular çıkıyor. Reem Nöropsikiyatri Merkezi’nden nöroloji uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, çağın korkusu evlenme fobisine dair tüm ayrıntıları sizler için anlattı.

 

Artık, çiftlerin birbirlerine mektuplar gönderdiği ya da yazlık sinemalarda el ele tutuşup film izledikleri bir dönemde değiliz. Her şeyi çok çabuk benimsediğimiz ve aynı hızla tüketip vazgeçtiğimiz hızlı bir çağın son çocuklarıyız aslında. Ne, ne zaman hayatımıza girip önemli oluyor ve sonra önemini yitiriyor biz bile anlamıyoruz. Sadece çağın gereği olan hızlı bir hayatın sıradan rutinlerini yerine getirip görevimizi tamamlıyoruz.

Bu hızdan ilişkiler ve evlilikler de nasibini alıyor. Öyle ki bir anda tanışıp evlenen çiftlerin aynı hızla boşandığını görmek artık olağan bir durum oldu. Örneğin Türkiye’de geçen sene evlenen çift sayısı, 594.493 kişiyken boşanan çift sayısı ise 126.164 kişi. İstatistiklerden de anlaşılacağı gibi ciddi bir boşanma oranı mevcut. Ve her geçen gün evlenme sayısı azalırken boşanma sayısı artıyor. Sonuç ise evlilik fobisi!

Sorumluluk alma ve bir hayatı paylaşma fikri çiftleri ürkütüyor!


Evlilik fobisini, kişinin çevresinde ve ailesinde yaşadığı olumsuz evlilik örneklerinden edindiği bilgiler doğrultusunda yaşadığı bir korku olarak tanımlamak mümkündür. Ayrıca evlilik korkusu psikolojik olarak yaşanan bir bağlanma korkusudur. Karşı tarafa bağımlı yaşamak onun fikirlerini önemsemek bazı insanları yalnız yaşamanın doğru olduğuna iter. Farklı kültürlerde ve farklı ailelerde yetişen kişiler birden kendilerini bu zorlu kurumun içine sürüklemek istemez.

Bir başkasının sorumluluğunu almak herkes için kolay bir durum değildir. Çünkü evli olduğunuz zaman sadece kendiniz için yaşayamazsınız. Çoğul düşünerek bu doğrultuda kararalar almanız gerekir. Yeri geldiğinde fedakâr olmanız, maddi ve manevi imkânlarınızı buna göre ayarlamanız gerekir.

Kişinin çevresinde gördüğü olumsuz evlilikler bakış açısını etkiliyor.


Çocukken şahit olduğunuz bir kavga, boşanmış ebeveynler veya yakınlar bile sizin ilerideki düşüncelerinizin inşasında önemli bir rol oynuyor. Haliyle bilinçaltımıza kodlanan tüm kötü örnekler evlilik korkusu olarak gün yüzüne çıkıyor. Reem Nöropsikiyatri Merkezi’nden nöroloji uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, birçok kişiyi derinden etkileyen evlilik korkusunun ana sebebinin çevresinde gördüğü olumsuz evlilik örnekleri veya evlendikten sonra alması gereken sorumlulukların korkusu olduğunu söylüyor.

Tüm bunlara ek olarak; evlendikten sonra alması gereken sorumlulukların korkusu yüzünden birçok çift mutluluk hayallerini evlilik aşamasında bitiriyor. Özellikle büyük şehirlerde yalnız yaşamayı bir yaşam tarzı olarak seçen gençlerin oranı giderek yükseliyor. Bu oranın yükselmesinde karşı tarafa bağımlı yaşamak, onun fikirlerini önemseme fikri önemli bir rol oynarken yeri geldiğinde fedakâr olmak, maddi ve manevi imkânları buna göre ayarlama gerekliliği de kişileri evlilik fikrinden uzaklaştırıyor.

Mükemmeliyetçi olmak da evlilik korkusunu tetikleyebilir…


Aslında tek sorun kötü örneklere şahit olmak değildir. Mükemmel bir aile de yetişmiş olmak da bu korkunun gelişmesine sebep olabilir. Çünkü ailedeki standart ve koşulların evlendiğinde devam etmeyeceği düşüncesi kişinin evlilik için olumsuz bir bakış açısına sahip olmasına sebep oluyor. Mutlu bir ailede büyüyen çocuk mükemmeliyetçi bir ruh halinde olur ve karşı taraftan da bunu bekler. İlişkisinde yaşadığı en küçük tartışmada bile onun anne ve babası kadar mutlu bir beraberliğinin olamayacağını düşünmeye başlar. Ve yine beklenen sonuç; evlenme fobisi…

Evlilik korkusunu aşmak için…


Kişi kendine olan güvenini üstün tuttuğu gibi başkalarına olan güvenini de üstün tutmalı. Önyargısız yaklaşım sergilemeli, fedakâr olunmalı. Paylaşımcılığı öğrenmeli, bencillikten uzak durmalı. Doğru bir ilişkiden neler beklediğini tam anlamıyla düşünmeli. Düzgün, düzenli ve disiplinli yaşamak, kişisel başarının anahtarlarından biridir. Bu ise çoğu kez evlilikle mümkün olabilir. Aile, toplumun en küçük ünitesidir. Sağlıklı toplumlar, sağlıklı ailelerden oluşur. Sağlıklı evlilikler bir toplumun en sağlam dinamikleridir. Bu nedenle düzenli, başarılı bir yaşam ve sağlıklı, uzun ilişkiler yaşayabilmek için gerekirse psikolojik destek almaktan da kaçınmamalıdır.